Son Bianet Haberleri

09 Aralık 2009

İklim değişikliği sizi değiştirmeden, siz onu durdurun!

27 Kasım 2009

Onur Öymen’e teşekkür, Alevilere yakarımdır!


Daha elektrik gelmemişti bizim köye ama jandarma karakollarında bütün erkekler çüklerinden elektrik yedi.

Evrim Alataş - 19.11.2009
CHPDersim Katliamı tartışması devam edeceğe benziyor. Etsin de... Allah razı olsun Onur Öymen’den, bir sürü şeyin önünü açtı. En önemlisi, Tunceli denilen yörenin adının “Dersim” olduğu ve orada 38’de yaşananın da bir katliam olduğu, sayesinde sıkça telaffuz ediliyor. Başbakan bile “Dersim Katliamı” ifadesini kullandı. İkincisi ise, CHP ve Mustafa Kemal bu sayede tartışılır oldu. Katledilmek üzere bir dağın yamacına toplananların tepede gördüğü o beyaz atlı “evliyanın” Mustafa Kemal olmadığı, son Dersimlilerin de bu sayede kurtulmadığı da anlaşılmış oldu. Zira, Mustafa Kemal, Dersim İsyanı’nın bastırılmasında fikir babasıydı. Babalı-kızlı (Sabiha Gökçen ile) hallediverdiler meseleyi. Demek ki şu Stockholm sendromundan kurtulmanın vakti gelmiştir.

Tüm bu sebeplerden ötürü Onur Öymen’e teşekkür etmek lazım. Kenan Evren gibi o da yaptığı şeyin farkında değil ama çok iyi iş becerdi. “Atatürk’ün yaptığı bir şeydir, ne yani Atatürk faşist mi” derken bile şuurunu kaybetmiş SS subaylarının yıllarca yaşlı bakımevlerinde dünyayı kavramaya çalışmalarına benziyor hali, ahvali. Bu denli aşırı dozda Kemalizm bağımlısı bir adama ne diye yüklenesin. Ne diye istifa etmesini bekleyesin ki? Gitmesi gereken kişi Onur Öymen değildir. Yazımız burada başlar. Ve Alevilere çağrıdır.

Bir Alevi-Kürt olarak bu memlekette yaşamanın nasıl bir zorluk olduğunu, nelerle karşılaşılacağını, sistemin sürekli hakaret ve baskısının insanın sırtında nasıl bir yük yarattığını iyi biliyorum. Yakın zamanda yayımlanan Her Dağın Gölgesi Deniz’e Düşer adlı kitabımda Alevi-Kürtlerin nasıl bir cendereden geçtiklerini, kendi köyüm üzerinden anlatmaya çalıştım. Özetleyeyim...

Kimsenin Türkçe bilmediği, cemlerin gizli yapıldığı bir köydü benimki. İsmet İnönü gelip eğitim enstitüsü açınca herkes dedi ki “Aha, devlet kapımıza geldi, modernleşeceğiz.” Köyün bir başka mahallesine de Sünniler yerleştirilmişti. Herkes hızla Türkleşti. Cumhuriyete sahip çıktılar ama cemlerini niye gizli yapmak zorunda kaldıklarını sorgulamadılar. Ayrıca neden Türkçe konuşmak zorunda olduklarını da... Sonra Deniz Gezmişler geldi köye. Oradan yüzlerini Nurhaklara döndüklerinde bizim köyün Alevi iki mahallesi onlara destek verdi, kucaklarını açtı. Derken sürekli askerler basmaya başladı köyü. Denizler idam edildi, 12 Eylül geldi ve köyün bütün erkekleri işkenceden geçti. Askerler köyden çıkmaz oldu. Devrim düşü yerle bir oldu. Oysa millet tarlalarını satıp örgütlere bağışlamıştı. Nurhaklarda gezen gençlere süt, peynir taşımıştı. Ama olmadı. Daha elektrik gelmemişti bizim köye ama jandarma karakollarında bütün erkekler çüklerinden elektrik yedi. Benim çocukluğuma kadar devam etti bu. Neden? Çünkü biz Alevi-Kürttük ve tehlikeliydik. Bize güven olmazdı. Geceleri kalkıp evin etrafında askerlerle karşılaştığımız için altımıza işemeye başlamıştık. Nenem bir leğen koydu salonun ortasına, kalkıp buraya işeyin dedi geceleri.

Çocukluğumda herkes Cumhuriyet gazetesi okurdu. O zamanlar SHP otobüsleri köye sol marşları çalarak gelir, annelerimiz ekmek arası kavurmayla yollarını keserdi. Hâlâ ümitliydik. Zaman geçti ve bize devletin karakollarındaki işkenceden başka bir şey düşmedi. CHP de iktidar oldu SHP de, ama cezaevi kapılarından kurtulamadık. Çocukluğum, cezaevlerini ziyaretlerle geçti. Hep birilerinin ayaklarının altı patlaktı, hep birilerinin gözü mor. Annem hep cezaevindeki oğullarını bekledi. Köydeki başka kadınlar da... Niye? Çünkü rejimler değişse de bizim kimliğimiz değişmiyordu. Biz Alevi-Kürttük!

Duvarlara kimi zaman Hz. Ali’nin resmi asıldı, kimi zaman Atatürk’ün, kimi zaman Deniz Gezmiş’in. Ama o resimlerin yanında, cezaevinde bulunan ağabeylerimizin fotoğrafları eksik olmadı. Kimileri hiç dönmedi. Neden? Çünkü rejimler değişse de bu ülkeyi her zaman ordu yönetti. Ve ordunun o yumuşak sopası başımızdan eksik olmadı. Ha, yanı başımızdaki Sünnileri mi soruyorsunuz. Onlar kimi zaman Ülkü Ocaklarında örgütlendiler. Bazı geceler köye laflar geldi “bu gece köyü basacaklar, tıpkı Maraş’taki gibi bizi kesecekler” diye. Hepimiz nöbet tuttuk. Uyuyamadık. Ama geceleri onlar değil, askerler geldi hep. Hep devlet girdi köyümüze. Son olarak 1990’larda girdiklerinde yanlarında genç ölülerimizi de getirmişlerdi. Niye, çünkü o gençler “Biz Kürdüz” demişlerdi. Kulakları, burunları kesildi.

Demem o ki Alevi Türk ve Kürt-Alevi kardeşlerim; korkmamız ve çekinmemiz gereken “Sünniler” değil, bu sistemin ta kendisidir. Ordusuyla, derin devletiyle, cinayet şebekeleriyle bu sistem ve bu sistemi savunanlardır. CHP gibi... Vazgeçin CHP’den. Onur Öymen’in gitmesini beklemeyin, siz terk edin orayı. Bundan daha açık faşizm var mı? Ki siz benden iyi bilirsiniz faşizmin ne olduğunu...

29 Nisan 2009

Devekuşu zihniyeti

21 Nisan 2009

Ike Kasırgası fotoğraf serisine Pulitzer

Miami Herald için çalışan fotografçı Patrick Farrell breaking news fotografie kategorisinde Pulitzer Ödülü kazandı. Ike Kasırga'sı Haiti'yi 2008 Temmuz Ayı içinde dördüncü kez vurduğunda, Farrel oradaydı.sekiz yüz Haiti'li öldü, bir milyondan fazlası evsiz kaldı.

fotoğraf serisi

09 Mart 2009

Darfur Soykırımcılarına Destek Veren Hükümeti Protesto Edelim!


Gazze'de 'mazlumdan yana', Darfur'da reel politika... Davos balonu çabuk söndü. Bizim medyada, Darfur'da 400 bin yerlinin Cancavid denen Arap milisler tarafından katledilmesi, kadın ve çocukların tecavüze uğraması görmezden gelindiği için bu konuda şimdiye kadar kamuoyunda bir tepki de oluşmadı. sudan bahanelerle soykırımcılara sahip çıkanların her gittikleri yerde Darfur'un utancıyla karşılaşmaları için neler yapabiliriz? Facebook grubuna katılın

Türkler İnternette

Hillary Clinton'ın 'Hadi Gel Bizimle Ol'da dediğine göre, ABD'lilerden sonra Facebook'u en çok kullanan Türklermiş. Peki Türkler interneti nasıl kullanıyorlar? Christiano Ronaldo'nun Facebook'daki hayran sayfasında İngilizce iki makaleye yazılan yorumlardan bizimkilerin yazdıklarını birleştirerek, bir örnek derledim.Cehalet, yabancı düşmanlığı, cinsiyetçilik gibi niteliklere rağmen sonucun komik olması, 'güleriz ağlanacak halimize' deyişini yine haklı çıkarıyor.

07 Mart 2009

Teröristin Tanımını Kim, Nasıl Yapar?



Tartışma:
Hangi Terör


Belgesel: Dining with terrorsits

11 Şubat 2009

Gazze'de Okulların İlk Günü


İsrail saldırısında öldürülen sınıf arkadaşlarından boş kalan yerlerin yanında oturan öğrenciler...

03 Şubat 2009

Kral Çıplak!

"JİTEM davasında tarihi itiraf: Cinayet zanlılarına devlet koruması 29/01/2009

Emniyet onlarca suçtan yargılanan 11 JİTEM sanığının tanık koruma programı dahilinde kimlikleri değiştilip estetik yaptırılarak devlet korumasına altına alındığını açıkladı"

Kral Çıplak!
evet, artık bunu hepimiz görüyoruz,
devekuşları hariç.
bu toprakların insanlarını
kendi ülkelerinde sömürge vatandaşı gibi korkuyla çürütenler,
hesap vermeye hazırlanın...
...
bu cennet vatanı cehenneme çevirenler,
kendilerini milletin efendisi sananlar,
ABD ve İsrail'den aldığınız silahlar da kurtaramaz sizi,
İsviçre bankalarındaki hesaplarınız da.
...
iyisi mi, hepiniz estetik yaptırın çirkin suratlarınıza
ama gözlerinizdeki korkuyu saklayamazsınız.

14 Aralık 2008

Hayatlarımız devletlere ve onların katillerine ait değildir!


"Unutmuyoruz, affetmiyoruz" – uluslararası devlet cinayetlerine karşı eylem günü, 20 ARALIK 2008

Bugün (Cuma) işgal altındaki Atina Politeknik'te, Avrupa ve dünya çapındaki direniş hareketlerine, katledilen gençler, göçmenler ve devletin uşaklarına karşı verilen mücadelede yer alanlar anısına bir çağrıda bulunma kararı alındı. Carlo Juliani; Fransız banliyösündeki gençler; Alexandros Grigoropoulos ve bütün dünyadan daha birçokları [için]. Hayatlarımız devletlere ve onların katillerine ait değildir! Katledilmiş kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın ve yoldaşlarımızın hatırası, mücadelemiz boyunca bizlerle olacaktır! Kardeşlerimizi unutmuyor, onların katillerini affetmiyoruz.

Çağrının Aslı: http://athens.indymedia.org/front.php3?lang=el&article_id=943356

Son bir yılda en az 17 kişi polis elinden can verdi
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın verilerine göre Türkiye’de son bir yılda poliste bazı şüpheli ölümler şöyle
26 Ocak: Hüseyin Turgut, Yalova’da park etme meselesi yüzünden tartıştığı polis G.E. tarafından öldürüldü.

15 Şubat: Şırnak’ta gösteriye katılan 16 yaşındaki Yahya Menekşe, polis panzeri tarafından ezilerek öldürüldü.

5 Mart: Van Erciş’te,’8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yapılan şölende polis müdahalesinde ağır yaralanan 51 yaşındaki Mehmet Deniz öldü.

22 Mart: Van’daki Nevruz kutlamalarındapolisin açtığı ateş sonucu Zeki Erik, öldü.

23 Mart: Hakkâri Yüksekova’daki Nevruz kutlamasında açılan ateş sonucu İkbal Yaşar öldü.

1 Nisan: Van’daki Nevruz kutlamasında yaralanan 30 yaşındaki Ramazan Dal, 10 öldü.

16 Haziran: Ankara Mamak’ta Ercan Ceylan ‘Dur’ ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldürüldü.

20 Haziran: Iğdır’da gözaltına alınan 22 yaşındaki Vusale Süleymanova’nın, hareket halindeki araçtan düşerek kafasını ‘yere çarptığı’ ileri sürüldü. Süleymanova hastanede öldü.

15 Temmuz: Ankara’da polisin ‘Dur’ ihtarına uymadığı iddia edilen Gürsel Varol, öldürüldü.

6 Ağustos: Bahçelievler’de Mustafa Atasoy adlı polis, 23 yaşındaki Cem İnci’yi kendisine küfür ettiği iddiasıyla öldürdü.

23 Ağustos: Sakarya Sapanca’da, bir polilin hava ateş açması sonucu meslektaşı Ahmet Sargın vurularak öldü.

25 Ağustos: Sivas’ta, ‘Dur’ ihtarına uymayarak kaçan otomobile polis ateş açınca sürücü Turan Özdemir öldü.

26 Ağustos: Bursa’nın Nilüfer İlçesi’nde, hırsızlık ihbarı üzerine bir apartmana baskın düzenleyen polis, ‘Dur’ ihtarına uymayan 24 yaşındaki Cengiz Koç’u öldürdü.

20 Ekim: Ağrı Doğubeyazıt’taki protesto gösterisinde 20 yaşındaki Ahmet Özhan, polis ateşiyle öldürüldü.

27 Ekim: Antalya’da polis M.E., ‘Dur’ ihtarına uymadığı iddiasıyla, motosikletiyle gezen 18 yaşındaki Çağdaş Gemik’e ateş etti. Gemik, öldü.

9 Kasım: Adana’da 14 yaşındaki Ahmet Yıldırım ‘Dur’ ihtarına uymadığı gerekçesiyle polis kurşunuyla vuruldu.

20 Kasım: Ankara’nın Altındağ ilçesinde bir polis hırsızlıktan sabıkalı Soner Çankal’ı kafasına ateş ederek öldürdü.

07 Aralık 2008

Pirelli Takvimi’nin Mesaj Kaygısı



Sadece adının anılması bile çoğu erkeğin yüzünde aptalca bir gülümseme yayan Pirelli Takvimi’nin 2009 Yılı için yapılan çekimlerden görüntüler geçtiğimiz günlerde basına yansıdı. Ne var ki, fotoğraflarda fazlasıyla, idealist fotoğrafçı Gregory Colbert'ten esinlenildiğine inanıyorum. yazının devamı

30 Kasım 2008

ZEITGEIST

Günümüzün -kölelik- düzenini anlatan başarılı bir belgesel...

14 Kasım 2008

Yokluğum Türk varlığına armağan olsun

ARAT DİNK


Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül soruyor: “Bugün eğer Ege’de Rumlar devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?”

Soru basit, hadi cevap ver.

Tek başına bir anlamı yok tabii. Hatta tek başına okunsa “Allah söyletmiş” ya da “gönülden söylenmiş sözler” de denebilir. Nitekim dünyanın birçok yerinde “Türkiye etnik temizliği kabul etti”, “Türkiye’de resmî görüş değişiyor” gibi olumlu yorumlarla karşılayanlar da olmuş.

Oysa işin aslı öyle değil. Zira Bakan “bugünkü devlet”i olumlayarak soruyor sorusunu. “Şunlar devam etseydi bugünkü devlet olur muydu” derken de eğer bugünkü devleti olumluyorsan, o devam etmeyen şeylerin devam etmemesinden de memnunsun demektir. Açık açık da söylemiş zaten –ben niye bu kadar uğraşıyorsam?..

yazının tamamını okumak için tıklayın

04 Ağustos 2008

Küresel ısınmada geri dönülmeyecek noktaya az kaldı...

Doktor James Hansen'in Kongre'de yaptığı konuşma

"Fosil enerji şirketlerinin yöneticileri (CEO’ları) ne yaptıklarını gayet iyi biliyorlar ve bu işin bu şekilde devam etmesinin uzun vadeli sonuçlarının da pekâlâ farkındalar. Bana kalırsa bu CEO’lar insanlığa ve doğaya karşı işledikleri büyük suçlardan ötürü yargılanmalılar".

Konuşma metni

08 Haziran 2008

68: SON BÜYÜK YANGIN

Chris Harman'ın Mayıs 2008'de İstanbul'da gerçekleşen Marksizm Toplantılarında yaptığı konuşma:

"Sarkozy, geçen yıl Fransa’da cumhurbaşkanı seçimlerinden önce yaptığı bir konuşmada amacının Fransa’da 68’in etkilerini silmek olduğunu söyledi. Ondan birkaç yıl önce İngiltere’de Tony Blair, İngiltere’de olumsuz bir çok şeyin 68’den kaynaklandığını söylemişti. Dünyanın en güçlü önderlerinin bugün bile 68’den korkmalarına yol açan şey nedir? 68 deyince insanların aklına genellikle esrar çekip keyiflerine bakan öğrenciler gelir. Fakat sanırım bugünün önderlerini korkutan bu değil. Korktukları şu: 68 zaman zaman dünya tarihinde görülen, bir anda mevcut düzenin kendine güvenini ve rahatlığını dağıtan yıllardan biridir. Bunun niye ve nasıl böyle olduğunu anlamak için şunu anlamak gerek: 1950’ler ve 60’lar sömürücü muhafazakar yapıların hiçbir şekilde değişmeyecekmiş gibi göründüğü yıllardı. Dünya iki ayrı kampa bölünmüştü. Kamplardan biri olan Amerikan kampı dünyanın yarısından fazlasını kontrol ediyordu. Ve kendi kontrol ettiği alan içindeki bütün muhalefet hareketlerini ezecek güce sahip gibi görünüyordu."

yazının tamamını okumak için tıklayın

10 Nisan 2006

Dönme dolaplarda özgürlük




Gündüz Vassaf

09/04/2006
...Etnik, dini, cinsel kimliklerimizle binbir gruba bölünüp haksızlık en çok bize yapılıyor diye adımızı duyurma yarışında kimlik politikalarımızın gönüllü tutsakları olurken, başıboş bıraktığımız iktidarları bir o kadar daha güçlendirdik.
Evrensel değerlerin hepimiz için geçerli olacağı bir dünya kurmak yerine, bu değerleri ancak kendimize şemsiye olacağı ölçüde benimser olduk.
Aydınlanmadan bu yana bir tür dini inanca dönüşen pozitivizmden kurtulalım derken, her şeyin göreceliğini abarttığımız postmodernizmin kaygan, zeminsiz ortamında birbirinden anlaşılmaz düşüncelerin sağırlar diyaloğunda kaybolduk.
Ben bireyim diye, bize dayatılan çoktan seçmeli özgürlük şıklarının edilgen tüketicileri olurken, dönmedolaplarda yönsüz kaldık.
Ben bireyim diye farklılığımızı yüceltirken, küreselleşen karar odakları için cüceleştik, hepimiz birer istatistik olduk.
"Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için" diyen roman kahramanlarımız, nerdesiniz?